Ana içeriğe atla

O Kadının Bir Kalbi Vardı

 Yüzünde ilk kez gülen gözler taşıyordu kadın.
Tebessümü kahkahalara dönüşmeye can atıyordu.
Gökyüzünde parlayan nesneler keşfetti.
Baktı şöyle ne kadar da büyüktü sonsuzluk.
İlk kez dar gelmedi ona dünya.
Yorgun, eski, usamış ve soğuk şehrine baktı, sevkatle sarıldı sıkı sıkı.
Gitmek istemiyordu artık onu yüzüstü bırakıp.
Üzgün ve mutlu insanların nefesleri karışmıştı havaya hepsini içine çekti.
Acılarına ortak oldu,içindeki huzurdan ve sevgiden bir nefes hazırlayıp bıraktı boşluğa, yerini bulurdu elbet umutsuz olanların yüreğinde.

  Büyük bir savaş içindeydi kadın. 
Belki de bu hiç olmamalıydı dediği zamanlarda çıkıp ona bir şeyler anlatmaya çalışan ve ne yazık ki hiç bir zaman başarılı olamayan insanlarla paylaştığı bir savaş…
Gönderdiği mektupların içinde saklardı duygularını.
Bir çocuğun umuduna sahipti kadın ve hiç kimselere yazdığı mektuplarda saklardı kendini..
Elbet bir gün geçecekti öyle değil mi insan kendine ümit vermeliydi çünkü insanın kendine en yakın olanı hep kendisiydi ve aslında bunu iyi biliyordu. İnsanlar her saniye aslında içlerinde kendilerini hep yalnız hissediyor ki yalnız olmak kimi zaman değil her zaman kaçınılmaz bir durum gibi görünse de aslında çok da korkulacak bir şey yok gibi geliyordu sonra.
Çünkü içinde, içinin derinliklerinde ona yakın bir şey vardı sanki, yoksa ne anlamı olurdu bu nefes alışların bu savaşların bu ölümlerin bu kazaların bu aşkların bu hırsızlıkların bu sözlerin bu göz yaşların ve bu tüm olanların… 
Artık bir şeyler değişmişti artık o da eskisi gibi değil ve eskisi gibi olmaya niyeti yoktu çünkü artık kaybetmekten kaybedecek bir şeyi kalmamıştı  ve  biri cok canını acıtmıştı kadının.
Kadına dedi ki; aslında sen inanmıyorsun dedi ve ekledi gözlerime inanmak istiyorsun dedi ama yapamıyorsun  ve  kadın onun ağzından çıkan satırları dikkate almadı.
Bugüne kadar kimsenin inanmadığı kadar inanmıştı duygularına,insanlara… Şimdi hayatında yaptığı şeylerin arkadasında bile duramayan,kendini hep en güçlü sanan bu adam neler söylüyordu..


Sadece ve sadece gözlerine baktı çünkü gözleri konuşuyordu ve  gözleri açıkken sözlerin hiç bir anlamı kalmıyordu kalsa da gözlerinin bir anlamı kalmıyordu ve yahut artık kadın saçmalıyor ve mübalağa ediyor ve hala ısrarla kaybetmeye devam ediyor ve acizane aşkın tanımı yapmaya çalışıyordu.Hala saçmalıkları değerleştirmek için edebiyatı kullanıyor ve hala konuşmaya devam ediyor ve hala aşık olduğunu sandığı adamların aslında beş para etmediklerini anlayamıyor,aşkı mucizevi tabiat olaylarına benzetmeye devam ediyor ve hala eksikleriyle yaşamaya çalışıyor ve hala başarısız oluyordu…
Duygularını incitmekten korkup dururken insanların kendi duygularını küstürmüştü kendine hissetmiyor ve anlamıyordu bu düzeni…

   Bir sehirden baska bir sehire giderken hep sevdiği biri oluyordu o yüzdendi hep yolculukları…
Bir yuzden bir diger yuze cevirirken bakislari kırık, huzursuz bir gulumseyisi vardı.
Karanlıktan korkmayı öğrenmişti çünkü sevdiği karanlıktan korkarsa birgün öğretebilecekti ona korkmamayı…
  Kadın yorgundu ama öyle mutluydu ki artık tamamdı işte çözmüştü artık hayatı.
 Bugüne kadar yaşadığı pişmanlıklar keşkeler değersizdi artık neyi ne kadar yapması gerektiğini,neyin hata neyin doğru olduğunu görebiliryordu ilk kez…Bütün çıplaklığıyla.
Artık şehrini seviyordu.Yolculuklarında gözlerini kapattığında bir insan yüzü değil kendi hayatı olucaktı,edebiyatı başkalarını anlatmak için değil sözcükleri sevdiği için kullanacaktı.
 Zaaflarını erdemlerinden ayırıp eksilttikleriyle değil, kazandırdıklarıyla ilgilenir olacaktı artık.
Şükretti Yaradanına nefes alabildiği için…
Açtı gözlerini sabah olmustu çoktan yepyeni bir hayat vardı önünde yeniden ve ilk kez doğmuş gibi…
Kalbine sarıldı seviyordu kendini sevemeliydi yalnızca kendini...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vicdan Hırkası

   Mutsuz uyandığım sabahlarda ne yapacağımı bilemezdim eskiden. Ya da mutsuzluğuma mutsuzluk katmak için uğraşırdı bütün nesneler ve sesler. Üstelik mutsuz olduğumun farkına bile varmazdım. Bu kez bu mutsuzluğu iliklerime kadar hissederek uyandım. Ciddiye almadım. Çünkü işaretler gönderiliyor bana bu ara.Neye ihtiyacım varsa karşıma çıkıyor. Bekledim.. Kapı çaldı. Evdeki inşaat işi için usta geldi. Zaman geçti biraz, sonra işini yaparken sohbete başladılar bizimkilerle. Konuşmanın bazı kısımlarına kulak misafiri olmak durumunda kaldım.  "Sabah 6 aksam 9 çalıştığından bahsetti."Ev kira, çocuklar okuyor ve hayat zor dedi."  Konuşmanın başka bir kısm ında ise "20 senedir evliyim.Eşim her sabah iki bardak çayımı ve kahvaltımı eksik etmedi." dedi.  Yoksulluğun ardındaki mutluluk. Gözlerini göremedim amcanın bu cümleyi söylerken ama ses tonu öyle gururluydu ki ! Kızı...Kızından bahsetti.Odamdaki kitapları görünce olsa gerek, " Onun okuması için her...

Mutlu Yıllar Kırmızı Balık

Bir zamanlar bende kendimi Bulunmaz Hint kumaşı sanırdım. Kaç metreydi ki benim yokluğum? Oysa ben benim yokluğumdan dünyaya Yalnızca bir elbise çıkar sanmıştım. Sonunda ben de alıştım. Ah…dedim sonra, Ah! İşte Böyle böyle Büyüyorum Dedim Bir gündüz geliyor Bir gece… Gitti... Gidiyor... Gidecek... Neler geride kaldı ve daha neler gelecek… Büyürken geniş ufuklar hayal ediyorum. Öteki olabilmeyi, yerine koyabilmeyi, geride durabilmeyi öğreniyorum. Oysa… Denizlerle avunmayan bir martı cesareti lazım şimdi. Doğum günü mumlarını üfledi bugün Kırmızı Balık Kutlu olmadı Ama Her ne olursa olsun Doğum günleri kutlu olmalı O halde Kutlu Olsun …

La fille sur le pont

    "kötü yollar yoktur, kötü rastlantılar vardır." Size bir film anlataca ğ ım. Hakkında saatlerce konu ş ulabilecek,sayfalarca yazı yazılabilecek, gerçek gibi ve bir o kadar masalsı bir film.    Fransız filmleriyle ilk tanı ş mam her genç kız gibi, Audrey Tautou yani nam-ı de ğ er Amélie sayesinde olmu ş tu ve sonra Fransız sinemasını sadece Amélie’den ve Alain D elon'dan ibaret sanmamak için o gün bugün hala izlemekten vazgeçemedim.  O dura ğ an halleri,  Fransızcanın  insanı alıp götürmesi,  mutlu  son, e ğ lendirme, sürükleyicilik gibi kaygılar ta ş ımaması,abartıdan uzak yalın  senaryolar  ve oyunculuklarda eklenince en sevdi ğ im filmleri yapan millet olup çıktılar.   İş te  s enaryosunu Serge Frydman ’in yazdığı,  yönetmenli ğ ini  Patrice Leconte ’nin yaptı ğ ı, 1999 yapımlı,  Vanessa Paradis( Adele)  ve  Daniel Auteuil (Gabor)  isimli fransiz oyuncular...